26 Şubat 2012 Pazar

İstanbul'da bir Cuma Günü

İşten çıkmama birkaç saat kala ablamdan bir telefon geldi. Akşama seni de alıyoruz, ''Canım Ciğerim''e gidiyoruz diye. Hiç düşünmeden; ''Peki'' dedim. Amacım ciğer yemek değil, cuma gecesini değerlendirmekti. Ciğerle de pek aram yoktur zaten. Velhasıl-ı kelam, kısa bir süre içerisinde ''Canım Ciğerim''in kapısında bittik. Ben diyim 30, sen de 45 dk. kadar bekledikten sonra masalardan biri boşaldı, akabinde biz de kurulduk. Beklediğimiz  bu süre içerisinde, etrafa bi göz attım, çok sade, uğraşılmamış bir dekarasyon, içerisi kalabalık ve insanlar iç içe. Bu kadar olumsuzluğun üzerine benim ciğer sevmememi de eklersek,
onca dakika beklemenin mantığını izah edebilmemin tek bir cevabı var, o da; ''Merak!'' İnsanlar niçin burada kuyruk oluyor? Neden Cem Yılmaz'lar, Yılmaz Erdoğan'lar buranın müdavimlerinden olmuşlar? Bunların bir cevabı olmalıydı ki; yemeğimiz bittiğinde gitmeyi gerçekten hiç istemedim. 

Şöyle ki; ciğerleri beklemek belki de işin en zevkli tarafı. Ezmesi, yeşil salatası, soğan salatası, piyazı, közde domatesi, biberi ve soğanı, son olarak da küçük ama acı, acı olduğu kadar da sevimli biberleri ile bir miktar doymaktasınız zaten.


Sonra ciğerler geliyor,  önce ilk beşli şiş. Sıyırıp yutuveriyorsunuz hemen. Bir nevi lokum. Bu arada tükenen mezeler yerine hemen yenisi getiriliyor. Arkasından bir beşli daha. Usta; ''Ciğer sıcak yenir'' diyor. O yüzden 2 parti getiriliyormuş. Bu arada gelen lavaş ekmeğin lezzetini de unutmamak gerekir. Gidip yerinde görmek isteyenlere adresi de verelim.

Asmalımescit, Minare Sokak, No:1. Beyoğlu.

Güzel bir geceydi, enfes bir yemeğin ardından İstiklal Caddesi'nde turlamanın keyfi de bir başka oluyor. Hele ki; ''İstanbul Blue Night Festival''e benim gibi denk geldiyseniz.. :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...